Merhaba sinema avcıları! Bu yazıda, Josh Safdie'nin yönettiği ve Timothée Chalamet'ın başrolünde olduğu benim için tartışmalı spor drama-komedisi Marty Supreme'i inceliyoruz. Filmle ilgili beklentilerim yüksekti ve itiraf etmeliyim ki ilk bölümleri dağınık ve hayal kırıklığı yarattı. Ancak film daha sonra dikkatimi öyle bir yakaladı ki, finalde onu tamamen sevdiğimi fark ettim. Filme 10 üzerinden 8 puan veriyorum!
Konusu: Masanın Ötesindeki Savaş
Film, Amerikalı masa tenisi oyuncusu Marty Reisman'ın hayatından esinlenen kurgusal bir hikaye. Marty Mauser (Timothée Chalamet), kimsenin ciddiye almadığı bir rüyanın peşinde, kimsenin saygı duymadığı bir sporda, masa tenisinde şampiyon olma takıntısıyla yanıp tutuşan genç bir adamdır. Bu uğurda her şeyi göze alacak, adeta cehenneme gidip gelecektir.
Filmin Detayları
- Yönetmen: Josh Safdie
- Başrol Oyuncusu: Timothée Chalamet
- IMDB: 8.3/10 (24.000+ oy)
- Rotten Tomatoes: %94 Eleştirmen Puanı
- Seyirci Puanı: %83
- Tür: Spor Draması, Kara Komedi, Karakter Çalışması
- Süre: 2s 29dk
- Dağıtım: A24
- Ödüller: Timothée Chalamet, 2026 Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Ulusal İnceleme Kurulu ve Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2025'in en iyi 10 filmi arasında gösterildi.
İlk Yarı Neden Hayal Kırıklığı Yaratıyor? (Ve Belki De Kasıtlı)
Filmin ilk yarısında dağınık yapısı ve rahatsız edici yönüyle dikkatimi çekti. Çünkü Marty, izlemesi son derece zor ve itici bir karakter olarak karşımıza çıkıyor:
- Sürekli yalan söylüyor ve insanları manipüle ediyor ("Kazanınca sana iki katını ödeyeceğim").
- Amcasını dolandırıp parasını çalıyor.
- Arkadaşlarını sadece çıkarı için kullanıyor.
- Evli bir kadını hamile bırakıp sorumluluğu reddediyor, ardından başka bir evli kadınla ilişkiye giriyor.
Kısacası, Marty, hedefine giden yolda hiçbir ahlaki sınır tanımayan, bencil, narsist ve yıkıcı bir karakter. İlk yarıda filme olan tepkim, bu karaktere duyduğum güçlü nefret oldu. Eğer Timothée Chalamet bir karakteri bu kadar gerçekçi ve itici yapabiliyorsa, bu onun olağanüstü bir performans sergilediğinin kanıtıdır.
Dönüm Noktası: Nihayetinde Neden Sevildi?
Film, ikinci yarısında bir dönüşüm yaşıyor. Marty'nin eylemlerinin telafisi mümkün olmayan sonuçları ve nihayetinde içine düştüğü yalnızlık ve çöküş izlenmeye değer bir trajediye dönüşüyor. Safdie kardeşlerin imzasını taşıyan gerilim dolu, kaotik ve sarsıcı sahneler, izleyiciyi ekrana mıhlıyor.
Ancak burada kritik bir uyarı yapmalıyım: Marty asla bir kahraman değil, bir anti-kahramandır. Filmin en büyük etik problemi, bu yıkıcı ve benmerkezci davranışların, "hırs" ve "azim" kılıfı altında romantize edilme riski taşımasıdır. Bazı izleyiciler bu davranışları yanlışlıkla kahramanlık zannedebilir. Film, bu anlamda izleyiciyi rahatsız edecek ve ahlaki olarak ikilemde bırakacak şekilde kurgulanmış.
Spor Filmi mi, Karakter Çalışması mı?
"Masa tenisi filmi" etiketi sizi yanıltmasın. Masa tenisi, Marty'nin takıntısı ve hayatını şekillendiren bir araç olsa da, filmin odağı sporun kendisinden ziyade, bu sporun etrafında dönen yozlaşmış bir karakterin psikolojik portresi üzerinedir. Başlangıç ve finaldeki maç sahneleri dışında, spor arka planda kalır.
Sonuç: İzlemeli misiniz? (Ama Koşullu)
Marty Supreme, rahatsız edici, sarsıcı ve tartışmaya açık bir film. Eğer siz de:
- Kusurlu, itici ve karmaşık anti-kahramanların derinlemesine incelendiği karakter çalışmalarından hoşlanıyorsanız,
- Sinemanın sadece "iyi hissettiren" hikayeler anlatmak zorunda olmadığını, aynı zamanda ahlaki gri bölgelerde gezinebileceğini düşünüyorsanız,
- Timothée Chalamet'ın kariyerinin en güçlü performanslarından birini görmek istiyorsanız,
- Ve izledikten sonra üzerine uzun uzun düşünebileceğiniz, kolayca sınıflandırılamayan filmler arıyorsanız,
Bu film sizin için cesur ve unutulmaz bir deneyim olacaktır.
Ancak, geleneksel bir "sporcu yükselişi" veya ilham verici bir underdog hikayesi bekliyorsanız, büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Marty'nin yolculuğu, ilham vermekten çok, ibret alınacak bir yolculuktur.
Peki ya siz? Marty Supreme'i izlediniz mi? Siz de Marty'nin amansız hırsından nefret mi ettiniz, yoksa Chalamet'ın performansı sizi kendine hayran mı bıraktı? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın!
Ayrıca, bana önerebileceğiniz, benzer şekilde rahatsız edici ve karmaşık anti-kahramanlara odaklanan, karakter odaklı başka filmler var mı? Bir sonraki avım için önerilerinizi bekliyorum!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder